Cadde Dergisi
En Yeniler Kültür Sanat RÖPORTAJLAR

37 Düş Zap Suyu’nda Yüzer ve Muhteşem Bir Kitap Olur: Zap Suyu Düşleri…

İnsanlığın en düş hali belki de çocuklarda saklıdır. İddialı olmamak için belkiyi iliştirdim ama saflığın, duruluğun ve netliğin kalıcı olduğu tek duraktır çocukluk. Çocuk düşleriyse bu durumun somut halidir. Coğrafyası, memleketi, deri rengi fark etmez üstelik ama gelin biz, bize sunulanlara şöyle bir yakından bakalım. Bize yakın olan düşlere, çocuklarımıza, kuzularımıza…

Çukurca’nın on sene sonrası için, bugün görülen bir rüyanın kitabı Zap Suyu Düşleri. Otuz yedi küçük çocuğun bir şişenin içine koydukları mektup aynı zamanda. Elif Ayla ve Elif Yemenici ise bu mektupları derleyen ve resimleyen isimler. On yıllardır kara bulutların gezdiği dağlara, bahar geldiğinin habercisi niteliğindeki bu kitap, Hayy Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Sabırlı ve gayretli çalışmanın ardından çocuklar teker teker düşlerini kâğıda döküyor ve yetişkinlere düşleriyle meydan okurcasına biz buradayız diyorlar. Geleceğe, daha güzel günlerin gelecek olmasına. Peki bu çocuklar neler yazdı dersiniz… Yalçın kayaların üzerinde uçan kuşları, kilimlerdeki desenleri, cami damlarındaki yemeklerini, bahar şenliklerini, halaylarını, türkülerini… Kısaca Zap Suyu Düşleri, uçuşan ipekli eteklerin tutturulduğu kemerlerin bizi bize bağladığını, saçlara takılan papatyaların hepimizin umudu olduğunu, değirmende dönen suyun içimize serptiği ferahlığı anlatıyor. Gelin buna daha yakından şahit olalım.

Elif harika bir kitap olmuş. Nasıl çıktı bu fikir, nereden aklınıza geldi?

Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır çocuklar ve yetişkinlerle kurmaca yazarlık atölyeleri yapıyorum. Bu kadar atölye yapıyorum ama bu bir çalışmaya dönüşmeli, bir şey olmalı diye sürekli düşünüyordum. Çıkacak olan çalışmanın, çocukları başka başka ufuklara taşıyabilecek bir şey olmasını çok istedim. Ve bir ara Çukurca Kaymakamımızla sohbet ederken “Ya böyle bir şey istiyorum ama acaba nasıl olur” dedim ve bu fikir onun da çok hoşuna gitti. “E yapalım! Bizimle, bizim çocuklarımızla olsun bu” dedi. Olur muydu? Çukurca’ya gelir miydik? Nasıl gelirdik? Diye bir sürü sualin ardından gittik. Sevgili Elif Yemenici’yle ve kuzularımızla beraber bir hafta boyunca yazmayı ve çizmeyi konuştuk. Bir kitap nasıl yazılıyor, çocuklar için bir kitap hayal aşamasından iki kapak arasına girene kadar hangi aşamalardan geçiyor ve sonra hayal edilmiş o kitabın çizimleri yeniden nasıl öykülendiriliyor. Bütün bunları bir hafta boyunca uzun uzun çalıştık. Çocuklarımız gerçekten çok sabırlıydı. Sabah 08.30 gibi başlayıp akşam 17.00’ye kadar devam etti bu iş. Azimle çalıştılar. Sonunda bu iş ortaya çıktı.

Peki olayın kurgu bölümünü nasıl başardınız?

Şöyle, önce bir çatı kurgu oluşturduk. Çıtaları yerine yerleştirdik ve dedik ki çocuklara “Bakın, bir kurgu böyle çıkıyor ortaya.” Önce Çukurca’yı yazalım dedi çocuklar. Çukurca’nın neleri var, konuştuk ettik ve bir çatı kurduk. Çatıyı kurduktan sonra dedik ki şimdi sizin öznel iç hikayeleriniz var. Her biri kendi hikayesini kurdu. O çatının içine bizim koyacağımız lego parçaları gibi anne babanın çocuğuyla legodan ev yapması gibi bir şey oldu aslında. Biz çerçeveyi oturttuk, onlar da içlerine ne koymak istiyorlarsa onu koydular.

Seni şaşırtan buluşları oldu mu çocukların?

Şaşırtan buluşları kadar duyguları oldu aslında. İstanbul’da ne görecekler; işte Kız Kulesi’nin orada semaverde çay görecekler. Çocuklar dedi ki “Aa bizim misafir olduğumuzu bildikleri için, bize hediye çay mı demleyecekler?” dediler ama tabii “Hayır parayla satıyorlar!” cevabını aldılar… Bu çocuklar için inanılmaz bir şeydi. “Nasıl yani? İstanbul’da misafirlere çay parayla mı veriliyor?” Bu çok ilginçti. Hep değirmenin etrafında olmak istediler. Ağaç etrafında dönmesini istediler hikayelerin, çiçek anlatalım, istediler. Öyle kurgu değilmiş bu sahi, çocuklar gerçekten doğayı seviyormuş ve gerçekten onu anlatmak istiyormuş. Çocuk için en özel olan şey, bilmem kaç katlı bir apartman yapılması değil Çukurca’ya. Zap Suyu… “Zap Suyu’ndaki balıkları gördünüz mü?” dediler mesela. Zap Suyu’ndaki balıkları da koyalım diye ısrar ettiler. Bence bunlar bir yazarın bulabileceği en güzel detaylar zaten. Balık tanıyorlardı, çiçek tanıyorlardı. Bunlardan yazar olur.

İnşallah. Çocuklar nereden geldiler? Nasıl, kimler katıldı çalışmaya?

Çocuklar öğretmenleri tarafından seçildi. 8-11, 9-11 yaş arasındaki çocuklar seçildi. Ancak ben ve Elif Yemenici de özellikle şunu rica ettik, bir çocuk, o güne kadar öğretmenimiz fark etmemiş olabilir, yazmıyor olabilir ve çizmiyor olabilir. Yaşı da bu gruba uygun olmayabilir ama bu çocuk diyebilir ki ben de katılmak istiyorum, o da gelsin. Yani sınırım kesinlikle, hayır bu kadar çocuk olacak değildi. Hayır 8 yaşın altı gelemez değildi. Çocuk 7 yaşındadır ama sosyal yaşı 10’dur. Bunu biz bilemeyiz. Ve fark etmemiştir öğretmeni ya da çocuk kendini fark ettirmemiştir ama gerçekten yazacaktır belki… O da gelsin dedik. Çok kalabalık olur mu, rahatsız olur musunuz filan dediler. Dedim ki “Gelen gelsin, hiç rahatsız olmayız.” Ve gerçekten cangır cungur, bağıra bağıra, birbirimize sesimizi duyurmaya çalışa çalışa ilerledik.

Kim peki tüm bunları organize etti? Çocuklar İstanbul’a geldiler. Şimdi burada gezecekler. Programınız neler?

Bu çalışma Hayy Kitap, Çukurca Kaymakamlığı ve Medya Evi ortaklığıyla organize edildi.

Kitabınız bütün kitapevlerinde satılacak herhalde?

Evet satılacak. Kitabımızın bir güzelliği de o zaten, normalde sen de biliyorsun böyle lokal çalışmalar yapılır ama okulun özelinde kalır, ilin özelinde kalır. Bizim kitabımızın özelliği Türkiye’nin her yerinde, bütün kitapçılarda yer alacak olması.

Çocuklar Her Yerde ve Her Zaman Çocuk…

Kitabın yazarları olan çocuklara da birkaç soru sordum… Hepsi o kadar tatlılardı ki, birkaçını sizinle de tanıştırmak istedim… Sizden bir şey rica edeyim mi? Geleceğimiz dediğimiz çocuklar, bizim belki de hiç görmediğimiz öte diyarlarda, bu şahsına münhasır ülkemizin en ama en doğusunda da var… Ve onlar da her şeyin ama her şeyin en güzelini hak ediyorlar. Gerçek büyüme ve gerçek uygarlık, o kuzular da hayatın pembe yanaklı halini yaşadıklarında bizim olacak.

Onlar oradalar… Hep bunu düşünelim olur mu?

Pervin…

Pervin İstanbul’da en çok neyi merak ediyordun?

Kız Kulesi’ni.

Sence nasıl bir şey Kız Kulesi?

Denizin ortasında bir ada.

Sen denizin ortasına bir kule koyacak olsan, onu neden oraya koyardın?

Belki insanlardan sıkılmışımdır.

Ayşenur…

Sen İstanbul’a gelmeden önce ne düşünüyordun, geldikten sonra neler gördün, neler hissettin?

Kalabalık olduğunu biliyordum. Kalabalık olmasa daha iyi olabilirdi.

Derya…

Nasıl buldun İstanbul’u?

Çok büyük, çok güzel

Asiye…

Asiye bir daha İstanbul’a gelmek ister misin? Ne yapmaya gelmek istersin?

Evet. Buradaki tarihi yerleri gezmek için.


Arka Kapak

Çukurcalı 37 çocuğun hayali kitap oldu!

Çukurca’nın on sene sonrası için, bugün görülen bir rüyanın kitabı Zap Suyu Düşleri.

Otuz yedi küçük çocuğun bir şişenin içine koydukları mektup bu.

Bir selamlama. Tanışma isteği.

Bütün Türkiye onları okusun, anlasın, tanısın; gelsin ve görsün diye.

On yıllardır kara bulutların gezdiği dağlara bahar geldiğinin habercisi, kitaptaki yazar ve çizer isimleri.

Bu çocuklar yalçın kayaların üzerinde uçan kuşları yazdı.

Kilimlerindeki desenleri, cami damlarındaki yemeklerini, bahar şenliklerini, halaylarını, masallarını ve türkülerini.

Uçuşan ipekli eteklerin tutturulduğu kemerlerin bizi bize bağladığını, saçlara takılan papatyaların hepimizin umudu olduğunu, değirmende dönen suyun içimize serptiği ferahlığı anlatıyor bu kitap.

Çukurca’nın çocukları kitabı okuyanlara merhaba demek istiyor.

Merhaba Türkiye!


 

İlgili Mesajlar

Dünyanın En Güzel Şehri: Dubai

Dilek Editör

Juico Bride ile düğün hazırlıkları başlasın!

Dilek Editör

Aralıklı Dişler Artık Kabus Değil!

Dilek Editör

Yorum Yap