Cadde Dergisi
En Yeniler RÖPORTAJLAR

Çocuğun Var mı Kitabın Var!

Henüz bir çocuğunuz yoksa ya da hayatınızda ilgilendiğiniz, vakit ayırdığınız bir çocuk yoksa İrem Uşar ile henüz tanışmamış olmanız olası. Ancak hayatınızda bir çocuk varsa, son yılların en başarılı çocuk kitapları yazarlarından İrem Uşar ile mutlaka tanışmış olmalısınız.

Yayımlanan her kitabıyla daha da geniş kitlelere ulaşan ödüllü yazar 1975 İstanbul doğumlu. Daha önce muhabirlik, editörlük ve metin yazarlığı yapan İrem Uşar Günışığı Kitaplığı etiketiyle çıkan Fenerden Taşınan Işık, Kuuzu ve Lunapark Ailesi, Lataşiba ve geçtiğimiz aylarda yayımlanan Uykusunu Arayan Çocuk adlı kitaplarıyla çocuk kitapları dünyasının en renkli isimlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Yazarın ayrıca ON8 Yayınları’ndan çıkan Ben Ayrıkotu da, alanında çok sevilen, sıra dışı kitaplardan biri…

İrem Uşar gençlik ve çocuk edebiyatı üzerine sorduğumuz soruları cevaplıyor

Gençlik edebiyatı ve çocuk edebiyatı alanında birbirinden değerli kitapların var. Nasıl başladı bu yolculuk?

Çocukken de kendimi yazı ile ifade etmek bana kolay, güvenli ve doğal gelirdi. Derken, ilk gençliğin kavak yelleri, klasik edebiyat eserlerine doğru sürükledi beni. 12 yaşında Victor Hugo/ Sefiller okudum. İhtiyaç duyduğum derinlikte karakter ve olay analizlerini bu kitapta bulmuştum. İnsanların iç dünyalarına giren kapıların anahtarını ele geçirmiştim sanki. Okudukça, insanı daha çok anladım, anladıkça daha çok merak ettim. Ve kaçınılmaz olarak yazmayı denedim. Anlatmayı… An’ı anlatan paragraflar, denemeler ve derken ilk kitap… Yetişkinler için…

Sonrasında bir gün, kalabalık ailemin matrak hikâyelerini yazayım dedim. Çünkü yazı kalırdı. Böylece Kuuzu ve Lunapark Ailesi doğdu. Çocukluğa dair bir hafıza ve duygu ile yazdığımdan, kitabın dili de kendiliğinden sade, net ve sıcak oldu. Böylece, bilmeden çocuklar için ilk kitabımı yazmış oldum. Gerisi geldi…

Bu alanların en komplike alanlar olduğunu düşünüyorum. Kırmızı çizgiler çok fazla ama senin kitaplarında bunun planlanmış olmadığını, doğal olarak öyle yazdığını sezdim. Bu bir lütuf olmalı. Özellikle çocuklara söz söylemek gerçekten çok itina isteyen bir şey. Doğru mu sezmişim yoksa bu tür kaygıların oluyor mu?

Çocuklara yazarken önemsediğim bir kaygım var: Umudu kaybettirmemek! Bir çocuğa ölüm hakkında, engeller, yasaklar hakkında hikâyeler de anlatabilirim. Ama hayatın dalgalanan bir şey olduğunu bilsin isterim. O dalga iniyorsa, mutlaka çıkacaktır da.

Her kitabın edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip oldu. Hikâyelerin nasıl ortaya çıkıyor?

Önce yaşamın kucağına atlayıp, sonra eteğimdeki taşları yazıya dökmeye çalışıyorum. Merak edip gözlemlemeden yazamam. Nefes almadan nefes verememek gibi… Gündoğumunda Tai Chi çalışırken, aynı gökte hem dolunay hem güneşi görünce, zıtların bir aradalığı üzerine yazdığım Lataşiba ortaya çıktı. Zonguldak deniz fenerindeki fenerci aile ile bir akşam, fener bahçesinde yemek yemeseydik, Fenerden Taşınan Işık’ı yazmak aklıma gelmeyebilirdi.

Uykusunu Arayan Çocuk’u ise küçük yeğenime borçluyum. Uykusu o gece saklanmasaydı, birbirimize sıcacık sarılıp fısır fısır hayaller kurmasaydık, bu hikâye de yazılmayacaktı.

Sen aslında aynı zamanda bir Tai Chi eğitmenisin ve Tai Chi hayatında önemli bir yer tutuyor. Bu açıdan sakin ve kontrollü yazar tutumuna etkisi olmuş mudur?

15 yıldır içinde yoğrulduğum Tai Chi yazıda sadeleşme, sezgisellik ve zihnin dirençsiz akma halinde yardım ediyor bana. Bir de hayatı rutinlere dalıp giderek değil, uyanıklıkta ve merakta geçirmemi sağlıyor.

Kuuzu ve Lunapark Ailesi ile ÇGYD Yılın En İyi Çocuk Öyküleri Kitabı 2011 Jüri Özel Ödülü’nü kazandın. Sence bu kitabı bu denli özel kılan şey ne oldu?

Kuuzu ve Lunapark Ailesi’nin ödül kazanmasının nedeni, özlediğimiz samimiyeti hissettiriyor olması sanırım. Öyküleri, sıcacık ve matrak bir ailede büyüyen küçük bir kız çocuğu anlatıyor. İyi günde kötü günde yaşam sevincini kaybetmeyen, birlikte gülebilen bir aile bu. Çocukların, kalabalıkta neşe içinde, herkesten bir şey öğrenerek ve bir proje olarak değil de kendiliğinden büyüdüğü türden…

Son kitabın Uykusunu Arayan Çocuk önceki kitapların gibi çok sevildi ve kendine özel bir yer edindi. Bence kitabın en önemli özelliği didaktik olma kaygısı gütmeden tamamen çocuk dünyasına özel argümanlarla yine doğal olarak uyku eğitimi veriyor olması. Sen ne gibi yorumlar aldın?

Çocukları yakalayan bir hikâye olduğu kesin! Resimleri ve ritmik anlatımı ile hemen ilgilerini çekiyor. Şimdiden pek çoğunun uyku kitabı oldu bile. Bugün bir okurumun annesi ise şöyle yazmış: “İnsanın arayışı hiç bitmez. Aradığı kendi hakikatidir. Kendi dışındaki sebeplere, kişilere takıldıkça kendi hakikatinden uzaklaşır. Ama kendini bulmak için tüm bu yolculuklar kıymetlidir. Sonunda aradığının uzaklarda bir yerlerde değil de kendi içinde olduğunu idrak ettiğinde huzur bulur, özgürleşir. Bu derin manayı küçücük bir kitaba sığdırıp, çocukların kalbine bir tohum gibi ektiğiniz için teşekkür ederim.”

Çocukluk ve gençlik döneminde kitap seçimi ve yaş gerçekten büyük önem taşıyor. Bu açıdan kitaplarını yaşlara göre ne şekilde ayırırsın?

Fenerden Taşınan Işık 6-7 yaş için, yani ilk okuma kitaplarından. Kuuzu ve Lunapark Ailesi ve Lataşiba 8-12 yaş aralığı olarak konumlandırıldı. Uykusunu Arayan Çocuk ise ilkokul hazırlık sınıfına kadar okuyucu buluyor. Bir de Ben Ayrıkotu var elbette ergenliğin o uzak, bambaşka gezegenindeki okurlarım için. Sırası gelmişken söyleyeyim, bence çocuk edebiyatının bir üst yaş sınırı olmamalı. Yetişkinler de çocuk edebiyatı okumalı.

Bu konu önemli gerçekten. Nihayet ülkemizde de çok başarılı çocuk kitapları yayımlanmaya başladı. Bu alanda Avrupa ve Amerika’ya göre hala gidecek çok yolumuz olduğunu düşünsem de, son yıllardaki üretimler bizleri çok heyecanlandırıyor. Tabii gittikçe kalabalıklaşan çocuk kitapları raflarında doğru kitabı bulmak da önemli. Ailelere bu konuda neler tavsiye edersin?

Çocuklarını ideolojilere boğmayan, yetişkin doğrularını dikte etmeyen kitapları seçsinler. Çocuklarının zihinlerini açan, özgürleştiren, soru sorduran, düşündüren kitapları arayıp bulsunlar. Bir de gazoz içip çizgi roman okudukları kendi çocukluk günlerini unutmasınlar… Okurken eğlenmeye de ihtiyaç var!

İyi bir çocuk kitabının ne kadar iyi olduğu ebeveynler üzerinde yarattığı etkiyle doğru orantılı bence. Çünkü uzun yıllar boyunca onlara kitaplarını biz okuyoruz. Hatta aynı kitabı defalarca kez okuyoruz. Sadece bu bile çocuk edebiyatını aynı zamanda yetişkin edebiyatı kategorisine sokmaya yeter. Bu açıdan eminim senin kitaplarının da yetişkinlerin de ruhlarına, kalplerine dokunan bir tarafı var. Senin yetişkin çocuk kitabı okurlarına söylemek istediğin bir şey var mı?

Kesinlikle haklısın! Çocuk edebiyatı aynı zamanda ebeveyn edebiyatıdır.

Yetişkin okurlarıma şunu söylemek isterim, nasıl ki ilk resimli kitaplarını çocuklarınızla birlikte okuyorsanız, ilk gençlik ve yetişkin edebiyatına geçişlerinde de onları yalnız bırakmayın. Okudukları kitabı siz de okuyun mesela, ortak konunuz olsun bu. Edebiyatta dönemler arası geçiş yaparlarken, bir yol arkadaşına ihtiyaç duyabileceklerini unutmayın.

Yakınlarda bizi yeni bir kitap bekliyor mu?

Üzerinde çalıştığım bir konu var. Zaten güne merakla bakınca konu çok!

Yetişkin edebiyatı üzerinde de çalışmaya sıcak bakıyor musun? Bu konuda planların var mı?

Nasıl bir yetişkin olduğumu çocuk ben, genç ben ve şimdiki ben iç içe geçerek belirledi, hala da belirliyor. Böylece, bazen çocuklar bazen gençler için hikâyeler, romanlar yazıyorum. Çünkü hepsi bende saklı. Bu durum bana çok doğal geliyor. Bundan sonra nasıl ve kime göre bir hikaye çıkar benden, göreceğiz…

İlgili Mesajlar

Müziğe ‘Kalben’ Bir İmza…

Dilek Editör

İnfluenza ile Başetmek İçin 8 Öneri…

Dilek Editör

Etrafına Duvar Ören Çocuk!

Dilek Editör

Yorum Yap