Cadde Dergisi
Uncategorized

İhsan Hala Tüm Engelleri Sevgi İle Aştı: ‘İnsanlar Başta Çok ‘Şey’ Baktılar’…

Bir insanın en temel ihtiyacı nedir diye sorsak, çoğu insan beslenme, barınma ve güvenlik gibi cevaplar verir sanırım. Bana kalırsa çok materyalist bir çıkarım olurdu… Çünkü insanın temel ihtiyaçları sadece fiziksel açıdan ele alınamaz, alınmamalı da zira sevmek ve sevilmek ihtiyacı diye bir şey kesinlikle var. Ve kabul edilmek, onların sizi aralarına almaları… Tıpkı çocukken hepimizin yaşadığı, “Keşke beni de oyunlarına alsalar” hissiyle, “Ben sorsam ama ya hayır derlerse” çekincesi arasında kıvranıp durduğumuz o haller gibi…

İhsan Çolak’ı yıllar önce internetteki bir haberde görmüştüm. O günden bu yana da takip ederim. Onu ilginç kılan tek bir şey vardı benim için. O da trans bir birey olarak, bir köyde yaşamasıydı. Hem de nasıl sevdirdiyse kendini, köylüler ona İhsan Hala diyordu. Şimdi hemen her gün @ihsan_hala instagram hesabından takipçileriyle insanın içini ısıtan paylaşımlar yapıyor.

İhsan Hala için hayatın tek zorlayıcı kısmı geçim sıkıntısı. Tıpkı herhangi bir sıradan insan gibi aslında. Olduğu kişi olmaktan ve bu şekilde kabul görmekten mutlu. Sadece köyde çalışma imkanı çok kısıtlı. Ne resmen kadın ne de pratikte erkek olmadığı için işler onun için biraz daha zor. Ameliyatla kadın olmayı istiyor. Hikayesini bilen kadınlar, ona bir sürü makyaj ve kozmetik ürünü vs yolluyor. İhsan Hala bir fenomen olarak, onu gören bilen herkesin içinde, hayatının bir ucundan tutma arzusu uyandırıyor. Öyle ki geçtiğimiz yıllarda, evinin dışında bulunan banyosu aşırı yağış sebebiyle çökünce, İhsan Hala sıcak havalarda dışarda, soğuk günlerdeyse komşularda yıkanmaya başlıyor. Bu durum bir şekilde duyulunca hızla bir kampanya başlatılıyor ve kolektif katkılarla banyosu yeniden yapılıyor. Elbette ülkemizin pek çok sorunu var ancak birini diğerinden önemli kılan kıstas ne acaba? Kaç kişiyi ilgilendirdiği, kaş kişiyi kapsadığı, nasıl bir toplumsal değer ürettiği, devlet bütçesine etkisi mi, nedir, bilmiyorum. Hani “Ben tanrı olsam…” diye başlayan cümleler vardır ya, “Ben devlet olsam” önceliğim kesinlikle çalışamaz durumdaki kişilere destek olmak olurdu. Umuyor ve diliyorum ki İhsan Hala sevmek ve sevilmek kadar, diğer ihtiyaçları için de mutluluk verici sonuçlara ulaşır.

İhsan Halayla röportajımızı araya hiç girmeden, yayına hazırladım. Pozitif gibi her sayfasından buram buram ruhsallık kokan bir dergiye, insanın gerçekten de ruhtan ibaret olduğunu bize hatırlatan İhsan Halayı çok yakıştırdım. Umarım bu sıra dışı hikaye insana, hayata ve memleketimize duyduğumuz hayranlığa hizmet eder.

Manisa Akhisar, Kayışlar Köyü’nde yaşıyorsunuz ve burası aslında sizin doğduğunuz yer. Hikâyenizi dinleyebilir miyiz?

Evet doğru, burada doğdum burada büyüdüm. 11 yaşına kadar buradaydım ondan sonra ailemle birlikte İzmir’e taşındık. Uzun bir sure orada kaldım. 35 yaşıma kadar hatta. Sonra annem ve babam rahatsızlanınca onlara bakmak için buraya geri döndüm ama ne yazık ki önce annemi kaybettim, annemden beş ay sonra da babam vefat etti. Önceleri ev kapanmasın, bayramda seyranda kardeşler toparlansın diye düşündü, babam öyle vasiyet etmişti ama maalesef anne baba gittikten sonra düzen kalmıyor doğal olarak. Tek başıma kaldım ama burada bir şey vardı beni çeken ve ayrılmak istemedim.

Neler sizi burada kalmaya yöneltti?

İnsanları tabii ki. Elbette havası, suyu, doğallığı, güzelliği de var ama burada evimde olduğumu hissediyorum. En önemlisi burası güvenli. Burada bana bir şey olmaz gibi hissediyorum. Şehirde olsam belki kazanç ve iş imkanı olarak çok daha büyük faydalar sağlayabilirim ama korkuyorum, orada ya cinayete kurban gidiyor insan ya da biliyorsunuz işte, başka şeylere zorlanabiliyoruz.

Bir oğlan çocuğu olarak ayrıldığınız köyünüze yıllar sonra kadın olarak geri dönmek… Nasıl karşıladılar sizi?

Ailem çok dışlamadı, abilerim birazcık kızdı ama annem ve babam hiç öyle değillerdi. Allah rahmet eylesin. Kızım falan derdi annem, ev işi yaparken yardım etmemi isterdi. Öyleydi. Tabii burada çok dışlandım. Dışarı çıkıyorsun mesela kimse senle konuşmuyor… Sanırım rahatsız edici, tedirginlik yaratan bir durumdu varlığım o zamanlar… Tamam kendi köyüm doğup büyüdüğüm yer ama insanlar başta çok şey baktılar, hep içime attım ama onlara yaklaşmayı hiç bırakmadım. İşlerine yardım ettim, güler yüzlü ve sıcak davrandım. Beni tanımalarını bekledim sabırla, ne kızdım ne de yıldım. Ben buyum ve ben burada yaşayacağım dedim. Onlar da sanırım zamanla sevdiler beni.

Akhisar’ın bir köyü burası, insanların pek çoğu size karşı gösterilen bu insani yaklaşımı Ege’ye bağlıyor ama ben öyle düşünmüyorum. Çünkü bu sadece coğrafyanın başarısı değil. Sizin de olduğunuz kişi olmanız ve öyle kalmanızın da etkisi var elbette. Bu açıdan düşünürsek hiç kaçıp gitmeyi düşündünüz mü?

Hiç düşünmedim. Hiç hem de! Çok mutluyum burada, o kadar mutluyum ki, ne para geliyor aklıma ne açlık ne susuzluk. Mesela konu komşular toplanıyoruz Akhisar’a gidiyoruz. Akhisar’la benim aram 14 kilometre, işte kiminin gelinine kiminin kızına oturmaya… en fazla bir saat iki saat gidelim de gidelim diye çocuk gibi tutturuyorum. Kalkılmazsa ağlamaya başlıyorum ne oldu diyorlar, bir şey yok gidelim, ben evimi istiyorum diyorum.

Onlar ne yapıyorlar, kalkıyorlar mı hemen?

“Bir daha seni bir yere getirmeyeceğiz, hep böyle yapıyorsun” diyorlar. Buraya geldiğimde mesela şimdi, tamam Akhisar bilindik yer tanıyorsun esnafını da herkesi tanıyorsun. Sanki hep kötü bir şey olacak, böyle başıma bir şey gelecekmiş gibi hissediyorum, içime bir huzursuzluk çöküyor. Sanki böyle hep yapayalnız kalacakmışım gibi bir duygu ama köye, eve döndüğüm an hiçbir şey aklıma bile gelmiyor, son derece rahat ve huzurluyum.

Varlığınız çok anlamlı, çok değerli. Siz insanlığın güzel yüzüne ikna ediyorsunuz bizi, sizi her gördüğümde bunu düşünüyorum ben. Kabul edilmek nasıl bir duygu?

Kabul edilmek çok güzel bir duygu. Tabii ki başlarda çok zorlu zamanlar da geçirdik ama bazı engelleri aşınca sevilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gördüm. Sevmek, sevilmek… Bunlar çok güzel. Elbette sevmeyenim de vardır ama olsun, ben herkesi çok seviyorum.

Ve sanırım bu hissi, kabul edilmeyi, güvende olmayı sevilmeyi sürekli kılmak da belli bir çizgiyi sürdürmekte yatıyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz, yani köydeki komşularınızla aranızı iyi tutabilmek için ayrıca çaba sarf ediyor musunuz?

Aslında çok büyük bir şey yapmıyorum ama ne derlerse gidiyorum, mesela “Yardım eder misin, şu yapılacak” dediklerinde, asla hayır demem. Her ne kadar işim olursa olsun tamam, yaparım, ederim mutlaka. Elimden geldiği kadar koştururum.

Köy için “Çok ütopik bir köy” demişler Ekşi Sözlük’te. Çok hoşlandık biz bu ifadeden. Köyünüz nasıl bir yer? Burada yaşamak nasıl?

Köyüm benim için çok güzel bir yer. 300 kişinin yaşadığı küçücük bir köy. İki kahvesi, iki de bakkalı var. Çok seviyorum, sessizliği çok seviyorum. Benim burada duyduğum ses tavuğun sesi, bir de köpek duyarsam duyuyorum. Büyük şehirlerin kalabalığı beni ürkütüyor. İnsanların beni iteklediği, düşürdüğü, yalnızlık ve dışlanmış hissiyle baş başa kaldığım o durumları bir daha yaşamak istemiyorum. Ne sözsel ne de bakışsal. Aradığım bir parça huzur. Onu da burada yaşıyorum. Tek eksiğim iş. Tarlada çalış diyor insanlar, eskiden öyle yapıyorduk ama şimdi Suriyeliler buraya da geldi. Bizden çok daha ucuza çalışıyorlar. Öyle olunca o iş kapısı da kapandı. Kadın olsam babamdan maaş alabilirim aslında ama onun için ameliyat olmam gerekiyor. Ameliyatı ben de istiyorum, bakalım.

Yalnız yaşadığınızı biliyorum. Bir gününüz nasıl geçiyor?

Evet tek başımayım. Çoğunlukla evdeyim. Ben de her kadın gibi temizlik, yemek gibi ev işleriyle uğraşıyorum. Bahçem var, bahçemi çok seviyorum. Çiçeklerim, tavuklarım. Evde değilsem zaten ya bahçedeyimdir ya da komşularımla beraberimdir.

Sizin trans bir birey oluşunuzda bence sizi çok özel kılan bir yan var. O da içinizdeki kadından köylü bir kadın çıkarmanız. Haddimi aşmayı hiç istemem hele sizi incitiyor olmayı asla istemem ama bizim görmeye alıştığımız tarz her seferinde abartılmış bir kadınsılık olarak kendini gösteriyor. Oysa siz bildiğimiz mazbut bir köylü kadınsınız. Buna nasıl adapte oldunuz?

Küçüklüğümden beri bu hep böyle. Erkek olsaydım da, köylü bir erkek olurdum. Giyime kuşama, süse püse ben de çok düşkünüm ama hepsini kendimce yapıyorum. Şalvarımı giyeyim, yemeğimi, temizliğimi yapayım. Bir tek düğünlere giderken çok özeniyorum. Ben düğünlerde oynayayım çok severler, o yüzden birkaç kıyafet birden hazırlarım, terledikçe değiştiririm. Herkes merak eder, acaba ne giyecek diye… Aslında hepsi oradan buradan topladığım kıyafetler, dikiş dikebiliyorum. Kıyafetlerimde de ondan onu alır buna dikerim, yakasını, düğmesini değiştiririm, tül takarım, modelini değiştiririm, mutlaka bir şeyler yaparım. Orasını burasını değiştirip değiştirip aynı şeyleri giyer dururum aslında.

Bir röportajınızda “Aç da susuz da kalsam evimdir” demişsiniz. İçimi sızlattı bu ifade. Burada kalmak ve soruna karşı güçlü olabilmek, dik durabilmek… Belki de bunların altında buranın gerçekten de sizin eviniz olması vardır. Bu da zor bir seçim çünkü. Burada kalmak sizin için ne gibi fedakarlıkları, ne gibi seçimleri beraberinde getiriyor?

Bütün her şeyden fedakârlık ediyorsun. Dediğim gibi şehirde kalsan çok iş bulursun. Burada bile bir sürü teklifler geliyor bana, yazanlar oluyor sosyal medyadan, fiziğin çok güzel, niye kullanmıyorsun paraya para demezsin çok para kazanırsın vs. Ben şimdi kendimi bu şekilde buraya kabul ettirdim, böyle bir şey yaparsam beni kimse istemez, ben de olsam ben de istemem doğrusu. Burada kalınca, burada yaşayacak kadar yaşarsın. Her yer için bu geçerli. Ben de komşularıma uyum sağlamaya çalışıyorum. Tabii köy yerinde iş imkanı pek yok, gelirim yok denecek kadar az ama idare ediyorum işte. Hiçbir şey buradan ayrılmama değmez diye düşünüyorum.

Siz hayatının sorumluluğunu almış birisiniz. Sizdeki bu inanç çok değerli. Manevi olarak nelerden güç alırsınız?

Çok dua ederim, çok okurum. Huzurlu biriyim ben. İnsanlar hakkında kötü şeyler düşünmeyi sevmem. Olayları da hemen kötüye yormam. Tabii ilk anda insanız, bir hırçınlığımız ya da üzüntümüz oluyor ama ne yapalım, yaşayacağız yani sonuçta.

Sizin hakkınızda yapılan bir belgesel var ismi “Hala”. Orada komşularınız da sizin hakkınızda pek çok şey söylüyorlar. Çalışkan ve üretken diyorlar. Ama biri şahane bir şey söylüyor, “Yadırganacak bir şey yok, sonuçta biz insan olarak seviyoruz” diyor, çok güzel bir şey. Sayenizde bunları da duydu bu kulaklar, iyi ki varsınız, iyi ki kalbi yumuşacık, kültürüne sahip çıkan bu insanlar da var… Biz sizi çok sevdik gerçekten. Herkesin temel besin kaynağı kabul edilmek galiba ve evet, aldık kabul ettik sizi. Her şey için çok teşekkür ederim.

Ne demek canım benim, asıl ben teşekkür ederim.

İlgili Mesajlar

Avrupa Göçmen Edebiyatının Bol Ödüllü Yazarından Yeni Kitap…

Dilek Editör

Armis’ten Mavinin Büyüsü Charon Koleksiyonu…

Dilek Editör

1600 Saatte Üretilen Göbeklitepe’nin Maketi Görücüye Hazır…

Dilek Editör

Yorum Yap