Cadde Dergisi
En Yeniler RÖPORTAJLAR

Müziğe ‘Kalben’ Bir İmza…

“İnsanın doğaya, dünyaya, diğer insanlara sadakatle bağlanmasına ve inanmasına inanıyorum.”

Ne istediğini bilmek kadar önemli ne yaptığını bilmek. İkisinin de temelinde kendini bilmek yatıyor diye olsa gerek… Bir sanatçının şarkılarını dinlemek, günler geceler boyunca onun sesiyle kendini, dünyayı, aşkı, açıkları, kaçıkları, gizli kalmışları bir daha bir daha keşfetmek… Kalben, kendi bakış açısını ve duygularını bizimle paylaşmaya başlayalı çok olmadı belki ama bizi anladığı kadar anladık biz de onu. O sanki yanı başımızdan geçip gitmiş ve o kısacık anda aklımızdan geçenleri okumuş gibi bazen, yakın. Hani kimi şarkılar vardır kafa yapar, kimisi efkarlandırır, kimileri neşe verir… Kalben’in şarkılarıysa nefes açıyor, kalbimize ulaşırken.

Kendine inancı ve sapasağlam duruşuyla bu dünyada aynı zamanı, aynı coğrafyayı paylaşmaktan mutluluk duyduğum bir isim Kalben. Röportajımızda karşımda bulduğum kadını daha da sevdim…
Öncelikle canı gönülden söylemeliyim ki, biz sizi çok sevdik. Bu muhteşem şarkılarla Türk müziğine önemli bir katkıda buluğunuzu düşünüyorum. Sakince ama bir o kadar gümbür gümbür aldık kabul ettik sizi. Bu hikâye buraya nasıl geldi?

Sağ olun. Müzikle buluşmak, insan hikâyelerine yakınlaşmak, yabancı değil, yakın olmak çok umutlandırıyor beni de. Güzel ve destekleyici sözleriniz için teşekkür ederim ekibim adına da. Öyle büyük ustaların gölgesinde serinleme şansına erişiyoruz ki bu topraklarda, öyle büyük edebiyatçılarımız, şairlerimiz, müzisyenlerimiz var ki. Hikâyenin başında, çocukluğumdan beri müzikle ilgilenmemi kolaylaştıran annem ve babam gelir, bu büyük sanatçıların yanı başında. Evde radyomuz hep açıktı. 4-5 yaşında konuşma ve yazmayla birlikte gelişen şarkı söyleme ve şiir yazma isteklerimi hiç kırmadılar. İlk klavyemi 8 yaşında aldı annem. Balıkesir’in Edremit ilçesinde oturuyorduk. İlk gitarımı ise 13 yaşında aldılar, İzmir’deydik o zamanlar. Ne zaman yalnız, tuhaf, kopuk hissetsem müzik yanımdaydı. Yıllarca da o yan yana olma hali sürdü ve sonunda küresel bir ev konserleri zincirinin İstanbul-Ankara ayaklarında söylediğim çaldığım, bana ait iki şarkıyla, Sadece ve Saçlar ile yolculuk başladı. 3 sene önce havalı bir reklam ajansından istifa edip tüm ilgimi ve zamanımı müziğe verdim. Zaten kariyer denen o kelimeyle sorunlarım olduğunda sonunda biraz nefes alacak olmak, biraz müziğe düşecek olmak hoşuma da gidiyordu. Sonrasında beklemediğim bir trafik içinde konserler yoğunlaştı. Tek başlayan ve Berkant Ali İncesaraç ile devam eden müzik yolculuğu çiçek vermeye başladı. Büyük şehirlere gidebiliyorduk. Sonrasında ilk albüm geldi. Tanıştığımız güzel insanların sayısı çoğalırken biz de bir yandan kendi müziğimizi korumak için bazı önlemler almamız gerektiğini öğreniyorduk. Anlaşmazlıklar sonucu ekipten bazı insanlarla yollarımızı ayırdık ve kendi imkânlarımızla ikinci albümümüzü hazırlayıp Garaj Müzik ile anlaşarak Sonsuza Kadar’ı dinleyicilerle, bizden yeni şarkılar bekleyenlerle buluşturduk.

Kariyerinizdeki dönüm noktası nedir sizce?

Kariyer sözlüğümde olan kelimelerden değil. İçime bir türlü sindiremiyorum. Planlanmış, hesaplanmış, bir yerlerden bastırılıp bir yerlerden parlatılmış geliyor bana, bilemiyorum. Mutlaka bana öyle geliyordur. Dönüm noktalarına da inanmıyorum. İnsanın doğaya, dünyaya, diğer insanlara sadakatle bağlanmasına ve inanmasına inanıyorum. Dürüst olmaya, severek üretmeye, kimsenin hakkını yemeden tüketmeye inanıyorum. Annemin annem olmasıdır bir dönüm noktasından bahsedeceksek… Beni olduğum gibi görüp bana varlığını adamış ve benim için çalışmış, yaşamış.

İki sene önce Teoman’ın Harbiye konserinde dinledim sizi. Biz kendi içimizde Saçlar, Haydi Söyle, Ömür Geçmez -ki olağanüstü güzellikte bir şarkı o bence- gibi şarkılarla çok sevmiş, sizi içimize almıştık bile ama siz çok heyecanlı, sanki bir bilinmezin içine düşmüş gibiydiniz. İçimden “Allah Allah ne mütevazı kız” demiştim. Şimdi sizinle ilgili bildiğim şeyler arttıkça hala aynı şeye şaşırıyorum, gerçekten neden ve nasıl bu kadar mütevazı olabiliyorsunuz?

Siz öyle görüp değerlendirmişsiniz, mutluluk duyarım. Kendimle ilgili mütevazı demek hoş durmayacaktır yahut mütevazı kalmanın sırlarını biliyorum dersem kibirli olmaz mı? Durumlardan keyif almaya ve her seferinde şaşırmaya özen gösteriyorum diyebilirim. Bir anda her şey tereyağından tüy çeker gibi olursa tadı kaçar.

“Benim nasıl güzel ve iyi hissettiğime toplumun, tarihin yahut heteronormatif erkekliğin kanunları karar veremez. Başkasına zarar vermediğim sürece kendi dünyamı istediğim renklere boyarım”

Kişisel olarak çok merak ettiğim bir konu var. Sahnedeki kadında görmeyi beklediğimiz bir süs, kostüm, saç, makyaj durumu var. Sanki onlar bir şeyi tamamlıyor, onu sahne kimliğine büründürüyor gibi. Ama sizde işler öyle değil. Oturduğunuz yerden kalkıp şarkı söylemeye başlıyormuşsunuz gibi bir sadelik ve kendi olma hali. Dayatılmış bu kalıba tek başınıza karşı çıkıyor ve aksinin de mümkün olduğunu ispatlıyorsunuz. Bu özgüvenin sebebi sesinize ve şarkılarınıza olan güveniniz mi yoksa başka bir mesaj mı var bu tavrın altında?

Her insanın dilediği gibi davranmasından, giyinmesinden, konuşmasından, üretmesinden ve yaşamasından yanayım. Benim nasıl güzel ve iyi hissettiğime toplumun, tarihin yahut heteronormatif erkekliğin kanunları karar veremez. Başkasına zarar vermediğim sürece kendi dünyamı istediğim renklere boyarım ve müzik gibi, bana özgürlüğü yaşatan bir evrene de bu anlamsız, daraltıcı, zamanını çoktan doldurmuş ancak bilgisizlikten ve korkulardan beslenen fikirleri, ezberleri sokmam. Kadınların eğitim, kültür ve ekonomi gibi kıstaslardan bağımsız olarak dayak yedikleri, yakıldıkları, öldürüldükleri, kız çocuklarının bir sehpa gibi baba evinden koca evine satıldıkları, en ünlü ve maddi olanaklara sahip, yıldız misali parlayan kadınların dahi onları milyonların gözü önünde aldatmış, hırpalamış erkeklerle normal ilişkilerini sürdürebilmek için halının altına süpürüldükleri bir zamanın ruhunu tersine çevirmek için çalışmak benim amacım. Kızlara oldukları gibi ne kadar güzel olduklarından bahsetmek istiyorum sadece. Diledikleri gibi yazsınlar, çizsinler. Şiirler okusunlar sesli sesli. Utanmadan fikirlerini söylesinler. Bir adamın eleştirileri yüzünden hayallerinden vazgeçmesinler. Korkmasınlar geceleri sokakları arşınlamaktan. Diledikleri gibi giyinmekten, açık yahut kapalı görülmekten çekinmesinler. Evlenmek, çocuk sahibi olmak elbette her insanın mutluluğunda rol oynayacak güzelliklerdir ancak kızlarımızı sadece evlenip çocuk yapmak için büyütürken erkek çocuklarını nasıl büyüttüğümüze de bakmak gerekiyor. İkiyüzlü ahlak anlayışımız, çocukları kadın gören bir yerde kadınları öldüren kıskanç kocaları haklı çıkaran kanunlarla mücadelemiz, tecavüz korkusu… Öyle güçsüzleştirici unsurlarla karşı karşıyayım ki her an kadın bedeninde. İşte, daha üzerine çok konuşabileceğimiz bu unsurlar sebebiyle bir hikâye var orada. Annemden öğrendiğim bir hikâye… Sadece iki kadının kendi aralarında bilebilecekleri… O hikâyeyi şimdi genç kızlarla paylaşmak ve onlara ufacık da olsa bir pencere kolu olabilmek harika hissettiriyor. O pencereleri açıp dünyaya katabilecekleri şahanelikleri keşfetmelerini çok istiyorum.

Saçlar, ilginç sözleri ve sıra dışı bakış açısıyla insanların bir anda dikkatini çekti. Ben de çok derinlikli çok özel bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Nasıl doğdu bu şarkı, bir hikâyesi var mı?

Şarkı hikâyelerini paylaşmayı tercih etmiyorum. Dinleyenlerin, birlikte söylediğimiz on binlerce insanın artık Saçlar için kendilerince hikâyeleri var. Gel, onlara soralım.

Şarkılarınızın sözleri gündelik yaşamla çok iç içe. Sanki sokaklarda geziyor ve gördüğünüz insanlar, fark ettiğiniz derinlikler hakkında o an bir şeyler mırıldanıyorsunuz gibi. Hem hüzün hem de ince bir mizah var…
Bu ilginç bakış açısını neye borçluyuz?

Ne tatlısınız, sağ olun. İlginç mi? Ne güzel ilginç geliyorsa. Yazmayı severim. İnsanları izlemeyi, konuşmalara kulak misafiri olmayı, orada değilmişim gibi yaşamayı severim. Kalabalık içinde çok ses var. Ben dinlemeyi sevenlerden olduğum için ilham topluyorum, çalıyorum resmen hayattan, dostlardan, yabancılardan…

Ve gelelim yeni albüme. Bizim evde bu ara sürekli Sonsuza Kadar çalıyor. İhtiyacımız olan aşk şarkılarını bu albümde bulduk gibi hissettim CD döndükçe. Nasıl ortaya çıktı bu albüm?

Sonsuza Kadar bizim ilk albümümüz gibi… Birbirlerine eklenen, birbirlerine ayna tutan şarkılardan meydana geliyor. Kelimeler arasındaki geçişlerden ve atıflardan da öpüştükleri yerleri keşfedebiliyor dinleyenler. 2008’den bu yana yaptığım şarkılar da var bu albümde, kayıtlara başlamadan önceki bir aylık süreçte yaptığım Ben Her Zaman Sana Âşıktım, Efendi ve Yara gibi yepyeni şarkılar da var. Berkant Ali İncesaraç’ın düzenlemeleri ile önce demomuzu hazırladık. Sonra demo ile kayıt stüdyosuna gittik ve tüm enstrümanların kayıtlarını bitirdikten sonra vokalleri de tamamladık. Kendimiz miks sürecine dâhil olduk ve hatta o süreçte bir süre kaybolmaktan keyif de aldık. Sonra da albümü Abbey Road’a yolladık ve son teknik dokunuşlar yapıldı. Sonsuza Kadarımıza Eylül sonunda kavuşmuştuk. O günlerdeki telaşı, gerilimi ve heyecanı hiç unutmayacağım. Bu albümü üretip çıkarmamız birçok açıdan müziğe ve müzikal özgürlüğümüze aşkımızı temsil ediyor bizler için.

Sonsuza Kadar albüm olarak istediğim şarkıyı yaparım, istediğim gibi söylerim güvenini düşündürttü bana. Tarantino kokulu Derdimin Çiçeği, açık sözlü ve samimi Yalakanım Bebeğim ve nihayet hak ettiğimiz o unutulmayacak aşk şarkısı Yara… Sizin tribün kaygınız hiç olmadı. Bunu hissedebiliyoruz ama bu albüm “ben şu şarkıları da şuraya bırakayım” gibi olmuş. Müzikte ne istediğinizden emin olmalısınız. Bu karar ne zamana tekabül ediyor?

Öyle bir karar mı almışım? Ah, ne güzel olurdu ben de böyle senin gibi emin olsam… Böyle emin olamıyorum. Kararlar almadım aslında. Derdimin Çiçeği ilk albümün baskı ortamında doğmuştu mesela. Üstüne bir akşam falcıya gitmiş ve yine hüsranla dönmüştüm. Falcılar benimle ilgili hiçbir acı gerçeği bilemiyorlar ve beni hemen kaybediyorlar… Yalakanım Bebeğim tamamen bir tesadüfün bebeği ve iyi ki de doğdu diyorum çünkü onu konserlerde bağır çağır söylemek şahane oluyor. Yara, birbirimizi yaralarımızdan öpmekle ilgili olsun istiyorum uzun zaman içinde. Ona evrilsin. Bir yara öpüşmesi biçimine… Ne güzel olur. Bu albümün ruhu, bizi başka türlü gören insanlardan sıyrılma ve kendimize dönme ile alakalı olduğundan şarkılarda da o rüzgâr esiyordur mutlaka ve sen de onu hissetmişsin. Çok sevindim. Özgürleşmenin, isyan ederken dans etmenin, dünyayı, doğayı, insanları, kadınları, çocukları, hayvanları sevmenin ve o tatlı ahmaklığa özgü başarısızlıkların, kayıpların, düşmelerin hepsi bir arada olmalı. Dilerim öyle olsun.

“Anlaşmak zorunda değiliz, anlaşmak için çabalamak ve birbirimizi yok etmeden var olmak zorundayız. Saldırganlığımız, tahammülsüzlüğümüz, kabalığımız ve utanmazlığımız elbette son bulacaktır.”

“Bazen en sevdiklerimizden bekleriz bizi kurtarmalarını. Belki, en sevdiğimiz şey de bizi kurtarabilir.” Tüm romantiklerin mottosu olabilecek bir çıkarım bence. Öyle mi oldu sizde?

Bana öyle olduğunu hissediyorum. Sonra, elimden kaçıp gidiyor yine. Ben kovalıyorum, o kaçıyor. İyileşmek istiyorum. Daha iyi biri olmak, mükemmel biri. Huzurlu, ne yaptığından emin, tamamlanmış biri… Hani her soruya cevabı olan insanlardan… Ancak öyle değilim ben. Her gün yeniden denemekten mutluyum.

Şair bir tarafınız da var sizin. Şarkı sözlerinden farklı olarak instagram paylaşımlarınız da şiir gibi. Okurken nefes aldığını hissediyor insan. Şarkılarınızı bu şiirlerden ayıran şey ne sizin için?

Şiirlerin başka melodileri oluyor, daha uzak ve buğulu. Şarkılar bana hep belli bir netlikle geliyorlar. Şanslıyım, çok şanslıyım ki bu kelimeler ve sesler sayesinde harika insanlarla tanışıyorum. Onların mektuplarını okuyorum, hediyelerini açıyorum. Evlerinde bir albüm kartonetinde duruyorum. Mutluluk verici…

“Ah kendimden bir çıksam, koşsam koşsam ve atlasam, deniz alsa, balık sevse, evinde misafir etse, sussam sussam balık sussa, öpse ve de koklasa, sakin ol evladım diye” diyorsunuz şarkınızda. Sakin olabiliyor musunuz yoksa tepkisel biri misiniz? Merak ediyorum çünkü bu ara toplum olarak canımız burnumuzda gibi yaşıyoruz sanki…

Bazı konularda hiçbir zaman sakin olmak istemedim, istemiyorum da. Kalabalık içinde bunalsak da birlikte bunaldığımızı unutmamak gerek. Senin derdin varsa, benim de derdim var. Belki benimki sana uzak ama o da benim derdim. Senin fikrin varsa, benim de fikrim var. Belki sana yabancı ama o benim fikrim. Anlaşmak zorunda değiliz, anlaşmak için çabalamak ve birbirimizi yok etmeden var olmak zorundayız. Saldırganlığımız, tahammülsüzlüğümüz, kabalığımız ve utanmazlığımız elbette son bulacaktır.

Albümde Nil Karaibrahimgil’in Rüzgâr şarkısının yeniden yorumlaması var. Konserlerinizde dinleyebileceğimiz böyle başka şarkılar da var mı?

Konserlerimizde çok fazla yeniden yorumlamaya yer veremiyoruz çünkü kendi şarkılarımızdan keyif alıyoruz yoğunlukla. Daha yolun başındayız, doyamadık dinleyenlerimizle bizim şarkıları söylemeye. Fikret Kızılok var bir de ve ben bazen Nilüfer’den, Kayahan’ın unutulmaz şarkılarından Geceler’i söylüyorum. Kimi zaman kıymetli Sevinç Tevs, Ve Ben Yalnız çalıyoruz. Birkaç kez Morphine-Saddest Song çaldık. Yeniden yorumlama konusunda çok hevesli değilim çünkü bunu yapan birçok harika ses var zaten. Bizim müziğimiz bir eğlendirme müziği olmaktan çok eylemlendirme müziği gibi. Bir araya gelen, enerji var eden, konuşan, dans eden, gülüşen, şarkı söyleyen ve utanmadan eğlenebilen insanların ortamında müzik yapıyoruz.

Biraz da bizim buralara gelelim istiyorum. Kadıköy’ü, Bağdat Caddesi’ni sever misiniz?

Kadıköy’de 3 sene yaşadım. Moda’da da oturdum, Yeldeğirmeni’nde de. Bağdat Caddesi’nden çok geçtim Süreyya Plajı’nda otururken. Yürüdüm de elbette baştan sona. İnşaatlardan önce çok seviyordum ancak şimdi İstanbul bir inşaat alanı. Gürültüsüz, tozsuz, amaçsız yaşamak imkânsız. Yine de görünür olumsuzlukların ötesinde, tarihi binalarını, eski bankalarını, yaşlı ve bakımlı müthiş kadınlarını, efsane pastanelerini, butik kahvecilerini, tiyatrolarını, sinemalarını sevmemek elde değil.

İlgili Mesajlar

Özsüt’le klasikleşen sıradışı bir lezzet: “Karaorman Pastaları”

Dilek Editör

Riskli Gebeliklerde Doğru Takip En Önemlisi…

Dilek Editör

Nar’ın Yaratılışında Kadın Doğası…

Dilek Editör

Yorum Yap